| Diş Dolgusu Gusül Abdestine Mani midir ? |
|
|
| Fatih KALENDER tarafından yazıldı. | |||
|
Soru: Diş dolgusu veya diş kaplaması gusül abdestine mânî midir?
Cevap: Maalesef bazıları bu meseleyi farklı anlayarak Hanefi mezhebine mensup olan kişiler dişine dolgu veya kaplama yaptıracak olsalar gusül abdestinde Şafi Mezhebini taklit etmek zorunda olduklarını iddia etmektedirler.
Bu iddialarının gerekçesi ise şudur: Hanefi mezhebine göre abdeste ağzın içini yıkamak her ne kadar abdestin sıhhati için gerekli olmasa da gusül için gereklidir. Hâlbuki Şafi mezhebine göre abdeste olduğu gibi gusül için de ağzın içini yıkamak gerekli değildir. Bunun için dolgu veya kaplama yapılan dişin yıkanması mümkün olmadığından Hanefi olan kişiler gusül abdestinde Şafi Mezhebini taklit etmek zorundadırlar.
Kanaatimizce bu taklide gerek yoktur.
Şayet kişi keyfi olarak değil de gerçekten ihtiyaca binaen dolgu veya kaplama yaptıracak ourlsa, gusül abdestinde dolgu veya kaplama yapılan dişin altına suyun ulaştırması Hanefi mezhebine göre de şart değildir.
Keyfi ifadesini kullanmamız bazı yörelerde zenginlik nişanesi olarak dişin altın kaplatılması veya sağlam olan dişlere estetik olsun diye porselenle kaplatılması veya diş taşının dişe yapıştırmasından sakınmak içindir. Zira bu gibi uygulamalar caiz olmadığı gibi bu uygulamayı yapan kişilerin Hanefi mezhebine göre gusül abdesti de olmayacaktır.
Dişlerde olan bir hastalıktan ötürü dişlerin kaplatması veya dolgu yaptırılması gerekecek olsa bunda Hanefi fıkhına göre hiçbir sıkıntı olmaz. Hastalık hali söz konusu olduğundan dolgu veya kaplamanın iç kısmını yıkamak gusülde şart olmayacaktır.
Bu meseleyi daha iyi anlaya bilmemiz, fıkıh kitaplarımızda geçen “isabe” (yara üzerine sarılan sargı bezi) - “cebire” (kırık çıkık üzerine vurulan alçı veya tampon) konularına vakıf olmamıza mevkuftur.
Bunların üzerine mesh edilmesiyle altları yıkanmış kabul edilmesi her durumda caiz olmayıp bazı durumlarda caizdir.
Bu cümleden olarak;
-Yaranın yıkanması veya mesh edilmesi, uzva zarar vermesi veya yıkamak zarar vermese de yaranın açılması, yaraya zarar vermesi durumunda sargı üzerine mesh etmek sahihtir. [1]
-Yaranın yıkanması için sargı açıldığında o sargıyı tekrardan (pansuman yaparak) bağlama imkânı bulunmaması veya bağlayacak yardımcının bulunmaması durumunda yara üzerindeki sargı üzerine mesh etmek sahihtir.[2]
-Abdest veya gusül alınırken yaraya zararı olmayan suyun bulamaması durumunda (sıcak veya soğuk suyun bulunmaması gibi) yara üzerindeki sargı üzerine mesh etmek sahihtir.
Sargı üzerine yapılan mesh yaraya zarar veriyorsa terk edilir. Zira yıkamak meshden daha kuvvetlidir. Özürden dolayı yıkamanın terk edildiği yerde meshin terk edilmesi evleviyetle caiz olur.
Zahiru’r- Rivaye’de İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e (Allah onlara rahmet etsin) göre, sargı üzerine mesh zarar vermediği halde meshi terk etmek caiz değildir.[3] Es-Serahsi, Ebu Hanife’den bu konuda Zahiru’r-Rivaye’de bir nakil olmadığını söylemiştir. Nadıru’r-Rivâye’de: Yaraya zarar vermediği halde meshin terk edilmesi Ebu Hanife (Allah ona rahmet etsin)’ye göre caizdir, denilmiştir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed (Allah onlara rahmet etsin)’in görüşü, Ebu Hanife’den de rivayet edilmiştir.[4]
Sahih görüş Zahiru’-Rivaye’de olandır. Yani sargı üzerine mesh etmek zarar vermezse terk edilmez. İhtiyatlı olan da budur.[5]
Bu bilgiler ışığında; dolgu veya kaplama yapılan dişe baktığımızda gusül abdesti alma esnasında bunların çıkarılıp takılması mümkün değildir. Aynı şekilde bunların çıkarılması hasta olan diş için sıkıntı olacağı gibi, bunların tekrardan yerine takılması için de bir diş tabibine ihtiyaç duyulacaktır. Bütün bu gerekçelerden ötürü üzerine basa basa söylüyoruz ki eğer kaplama veya dolgu keyfi bir uygulama olarak yapılmamış ise Hanefi fıkhına göre gusül abdestinde hiçbir sıkıntı yoktur, şu veya bu mezhebi taklit etmeye gerek yoktur. Hatta başka mezhebi bilinçsizce taklit, telfik gibi farklı fıkhî sıkıntılara da sebebiyet verebilir.
Fatih Kalender
[1] Bedai’u’s-Sanâi
[2] El-Fetâvâ’l-Hindiyye
[3] Kitabu’l-Asıl
[4] El-Mebsût, es-Sarahsî
[5] El-Fetâvâ’l-Hindiyye
|
![]() | Bugün | 37 |
![]() | Dün | 757 |
![]() | Bu Hafta | 2343 |
![]() | Bu Ay | 16138 |
Yorumlar
Dişlerin arasında, diş kovuğunda katılaşmış yemek artığı bulunursa, gusül sahih olmaz. (Kadıhan)
Diş arasındaki yemek kırıntısı katılaşır da, suyu geçirmezse, gusle mani olur. (Mec. Zühdiyye)
Dürr-ül-muhtar’ın, (Diş çukurundaki şey, gusle zarar vermez diyen olmuş ise de, bu şey, katı olup, altına su geçmez ise, guslü caiz olmaz) ifadesini İbni Abidin hazretleri şöyle açıklıyor:
Zarar vermez denilmesi; su, dişteki şeyin altına sızıp, ıslatacağı içindir. Hulasat-ül-fetava’da da, böyle yazmaktadır. Bu fetvadan da anlaşılıyor ki, altına su geçmezse, gusül caiz olmaz. Hilye’de ve Münyet-ül-musalli şerhinde de böyle yazılıdır. (Redd-ül Muhtar)
Merakıl-felah’ı açıklayan Tahtavi, (Diş çukurundaki yemek artıklarının altına su geçerse, gusül caiz olur. Bunlar, sert olup altına su geçmez ise, gusül caiz olmaz. Feth-ul-kadir’de de böyle yazılıdır) diyor.
Yine Tahtavi, (Dürr-ül-muhtar) haşiyesinde buyuruyor ki:
Diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mani olmaz. Suyun sızdığında şüphe varsa, bunları çıkarıp orayı yıkamalı. Alıntı
Başka mezhebi taklitte, o mezhebin şartlarına da uymak gerekir. (Hulasat-üt tahkik, Hadika)
Güçlük varsa, farzı yapmak için başka mezhebi taklit caiz olur. (Fetava-i Hayriyye)
Bir Hanefi; kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmek için, başka bir mezhebi mesela Şafiî’yi taklit edebilir. Bahrürraık ve Nehrülfaık’ta da böyle yazılıdır. (Nimet-i İslâm)
Zaruret olmasa da, güçlük, sıkıntı olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması gerekir. Eğer şartlarından biri, bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül Muhtar) Alıntı
Gümüş yüzük takmak caizdir. Fakat yüzük dar olup altına su geçirmezse, guslü sahih olmaz. Guslün veya abdestin sahih olması için dar olan yüzüğü oynatarak altına suyu ulaştırmak gerekir. Diş kaplatmak da caizdir. Ancak altına suyu ulaştırmak mümkün olmaz. Dişleri sökmek gerekmez. Dinimizin bildirdiği ruhsattan faydalanılır. Gusülde ağzın içini yıkamanın farz olmadığını bildiren Maliki veya Şafiî taklit edilir.
Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için Şafiî’yi taklit etmesinde beis yoktur. Ama bu işi yaparken taklit ettiği mezhebin şartlarını da yerine getirmesi gerekir. İhtiyaçsız ve şartlarına uymadan taklit etmesi telfîk olur ki caiz değildir. (Merakıl-felah haşiyesi)
Zaruret olmadan yapılan bir şey sebebi ile ibadet yapmakta güçlük olunca, bu farzı yapmak için başka mezhebi taklit etmek gerektiği (Redd-ül Muhtar, Mizan, Hadika, Berika, Fetava-i Hadisiyye, F.Hayriyye ve Mafüvat) gibi kıymetli kitaplarda yazılıdır. Alıntı
İnsanın bir parmağı kökten kesilse, kesilen yer artık vücudun dışı olur, kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. İnsanın kolu, bilekten kesilse, kesilen yer, artık vücudun dışı olmuş olur. Kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. Diş de böyledir. Dişin yarısı kırılsa, kırılan yer, vücudun dışı sayılır. Dış kısmını da gusülde yıkamak farzdır. Fıkıh kitapları ağzın içinde, dişlerin arasında ve dişlerin üstünde iğne ucu kadar kuru yer kalırsa, gusül sahih olmaz diyor. Alıntı
yorumumu yayınlarsanız o kadar araştırma boşa gitmemiş olur, diğer okuyucularda yararlanır. Alıntı
dinimizde kanaatimizce diye bir kelime kullanmak ne kadar doğru??
nakle dayanan o kadar çok kitap varki, mesela, reddül muhtar, fetava-i hindiyye vb..
lütfen müslüman kardeşlerimizi yanıltmayalım.
diş dolgu için oyulduktan sonra, o çukur kısım dişin dışı sayılır, tıpkı kesilen kolun kesik kısmı vücudun dışı sayıldığı gibi, veya kulakta açılan delik gibi. bu yüzden dolguda hanefi mezhebine göre gusül sahih olmuyor. çünkü dişin dışı yıkanmıyor dolgu kaplanmış, dolguyu söküp atamayacağımıza göre taklit gibi bir kolaylık sunmuş dinimiz. Alıntı
“Fy” rumuzlu kardeşimizin yorumuna cevap sadedinde satırlarıma başlamadan önce bir duada bulunmak istiyorum ve okuyucu kardeşlerimizde n bu duaya amin demelerini bekliyorum.
Allah Teala hazretleri bu sitedeki yazarlara ve bu yazıları okuyup yorum ekleyen şahıslara ve cümlemize ihlas nasip eyleyip riyadan kibirden ve her türlü kötü ahlaktan uzak eylesin. Amin.
Fatih Kalender hocanın diş dolgusu gusül abdestine manimidir sualine vermiş olduğu cevap, “Fy” rumuzlu kardeşimizin klasik bilgilerine aykırı olduğundan gerek herhalde epeyce bu konu hakkında araştırma yapmış ve kendince bu cevabın doğru olmadığını ispatlamıştır.! Yazısını her ne kadar kaynaklarla süslemişse de, kendisinin de ifade ettiği gibi farklı açıdan hatta farklı konulardan meseleyi irdelemiş. Konulara bu şekilde bakınca haliyle birçok kaynaktan delil getirmek mümkün olur. Nasıl olsa delil ile dava arasında muvafakat gözetilmemiş.
“Fy” rumuzlu kardeşimiz muhtelif eserlerden şu ibareleri nakletmiş; el-Fetava el-Kâdihan adlı eserden: Dişlerin arasında, diş kovuğunda katılaşmış yemek artığı bulunursa, gusül sahih olmaz. İbrahim el-Halebî’nin, Ğunyetu’l-Mütemellî/Haleb-i Kebir adlı eserinden: …Fakat bu artıklar, katılaşmış ise, gusül caiz olmaz. Çünkü su, bunun altına sızmaz. Bunda zaruret ve güçlük de yoktur. Tahtavi’den: Diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mani olmaz. Suyun sızdığında şüphe varsa, bunları çıkarıp orayı yıkamalı…
Bu ibareleri, mezkur olan kaynakların haricinde bir çok fıkıh kitaplarımızda da bulmamız mümkündür. Hatta kadim olan kitaplarımızda bile. Şu kadar var ki Fatih hocanın yazısıyla bu ibareleri bağdaştırmak epeyce zor olsa gerek. Zira ben “Fy” rumuzlu kardeşimizin itirazvari yazmış olduğu yorumları okuduktan sonra Fatih Kalender’in yazısını dikkatlice okuduğum halde aralarında bir bağlantı kuramadım. Yazıda, yemek artığından bahis edilmediği gibi diş üzerinde temizlemekle izale edilecek şeylerden de konu edilmemiştir.
“Fy” rumuzlu kardeşimizden Allah razı olsun her ne kadar konuyla alakalı olmasa da ek bilgi olarak güzel nakillerde bulunmuş. Zira katı şeyler yiyen birinin dişlerinin üzerindeki yemek parçacıklarını temizlemeden gusül almasının uygun olmadığını kaynaklarla beyan etmiş. Rabbim hayrını kabul etsin.
Bu kardeşimiz sözlerine devam ederken şöyle bir tutarsızlık içine düşmüş. Dinimizde mesh, yalnız ayaklara giyilen mest üzerine yapılır. Diyerek, başka yerde mesh yapılamayacağın ı ifade etmeye çalışmış. Ancak bu kaziyesini kendisi şu ifadeleriyle nakz etmiş. Cahiller, dolguyu yaraya benzeterek, (kaplamanın altındaki yara yıkanmaz, mesh kâfi gelir) diyorlar. Vücuttaki yaraların üstüne konan sargılara meshedilir. Yara iyi olduktan sonra, sargıya meshetmek caiz olmaz. Eğer bu sargıları kaldırmak da bir güçlük olursa, sargıları çıkarıncaya kadar altlarını yıkamak sakıt olur… Demek ki bu kardeşimiz de yara üzerindeki sargıya mesh yapılacağını, altının yıkanmasının şart olmadığını kabul etmiş.
Aynı zamanda bu kardeşimiz “Cahiller, dolguyu yaraya benzeterek…” diyerek makale sahibi Fatih kalender ve onun gibi düşünen hoca efendilere cahil ifadesini kullanmıştır. Bu kardeşimize sormak gerek, madem bu kişi cahil, niye makalesine kapsamlı bir araştırma yaparak vakit ayırdınız. Halbuki cahillerden yüz çevirmek ehli ilmin adetidir. İmam Şafii de divanında buyurduğu gibi
أعْرِضْ عَنِ الجَاهِلِ السَّفِيه فكلُّ ما قالَ فهو فيهِ
Bu kardeşimiz kaplama dişin, “isabe” (yara üzerine sarılan sargı bezi) “cebire” (kırık çıkık üzerine vurulan alçı veya tampon) konularına kıyaslamanın doğru olmadığını şu sözleriyle ifade etmiş: Eğer bu sargıları kaldırmak da bir güçlük olursa, sargıları çıkarıncaya kadar altlarını yıkamak sakıt olur. Çünkü bunlar zaruret ile konulmuş idi. Yani yarayı tedavi etmek, eski haline getirmek için konulmuştur. Kaplama ve dolgu ise, dişi tedavi etmiyor, eski haline getirmiyor. Hasta dişin, oyuk dişin o haliyle bir müddet daha kullanılmasını sağlıyor. Eğer dolgu, dişi tedavi etseydi, yani dişin çürüğünü kaldırıp eski haline getirseydi, sargı gibi zaruret olurdu. Kaplama üstüne meshetmek, yara üzerine meshetmek gibi değildir. Sargı, yaranın iyi olması, eski haline gelmesi için konuyor. Dolgu ve kaplamada ise dişin eski haline gelmesi mümkün değildir.
Kardeşimizin bu ifadelerden anlaşılan fıkıh kitaplarında geçen “isabe” “cebire” üzerine meshin caiz olması bunların tedavi için bağlanması şartıyladır. Şayet bunlarda tedavi özelliği yoksa “isabe” ve “cebire” hükmü verilemez. Yani bunlar üzerine mesh caiz olmaz. Evet fatih hoca cevabında bunların üzerine meshin caiz olabilmesi için diğer bir ifadeyle bu sargıların altının yıkanmasının düşmesi için tedavi şartından bahsetmemiştir. Acaba bu şart kitaplarımızda var olduğu halde mi fatih kalender bunu görmemiştir. Acaba bu kardeşimiz bu konuda haklı mıdır?!
Hanefi kaynaklarını taradığımda böyle bir şarta rastlamadım hemen hemen hepsi fatih kalender’in makalesinde naklettiği şartları söylüyorlar bunun üzerine ziyade yapmıyorlar. El-Kasâni’nin Bedai’u’s-Sanâi adlı eserindeki ifadelerine göre bu şartlar şunlardır:
Yaranın yıkanması veya mesh edilmesi, uzva zarar ver¬mesi veya yıkamak zarar vermese de yaranın açılması, yaraya zarar vermesi durumunda sargı üzerine mesh etmek sahihtir.
Yaranın yıkanması için sargı açıldığında o sargıyı tekrar¬dan (pansuman yaparak) bağlama imkânı bulunma¬ması veya bağlaya¬cak yardımcının bulunmaması durumunda da yara üzerindeki sargı üzerine mesh etmek sahihtir. Görüldüğü gibi o sargının iğleştirici özelliği olma şartı yoktur. Böyle bir şartın var olduğunu iddia eden kimse, bu davasına delil getirmelidir. Delilsiz yapılan itiraz ehlince de malum olduğu gibi mükaberedir.
Kardeşimiz daha bir çok alıntı yapmış ancak bu alıntılar yukarıda da ifade ettiğim gibi fatih kalender hocanın cevabıyla alakalı değildir sadece ek bilgidir ki bundan dolayı yukarıda teşekkür ederek kendilerine dua etmiştik.
Kardeşimiz mezhep taklidinden bahsediyor. Şartlarına uygun mezhep taklidinin ademi cevazlılığını savunan yoktur herhalde. Kanaatimce makale sahibi de bunun hilafını savunmuyordur. Anladığım kadarıyla fatih hoca Hanefi mezhebinde çıkış yolu varken başka bir mezhebin taklidine gerek olmadığını savunmuştur. Caiz olmadığını değil.
El-Haskefi; Tenviru’l-Ebsar şerhinin sefer bahsin de namazları seferde cem etmeyle alakalı zaruret olmaksızın taklidin caiz olmadığını söyler. İbn Abidin haşiyesinde Haskefi’nin bu ifadesi iki görüşten biri olduğunu, sahih olan görüşe göre şartlarına riayet etmek kaydıyla taklidin caiz olacağını söylemiştir. Bu şartları da şu şekilde sıralamıştır: Abdest alırken şafi mezhebinin kurallarına dikkat edilmelidir. (Niyetin yüzü yıkamaya mukarin olması, tertibe riayet edilmesi… gibi) Namaz da Şafi mezhebinin kurallarına riayet edilmesi(Niyeti n iftitah tekbirine mukarin olması, imamın arkasında olsa bile fatihayı okuması, üç ve dördüncü rekatlarda kıraat yapılması… gibi).
Görüldüğü gibi taklitte belli başlı şartlar vardır. Bu şartların en önde geleni de taklit ettiğin mezhebin o meseledeki hükümlerini bilmektir. İlimle iştigal eden birçok ehli ilim kendi mezhebini kurallarını tam olarak bilmez iken avamın taklidine yeşil ışık yakmak onların telfika gitmesine sebep olmaz mı? Nerede kaldı ki diş dolgusu meselesinde başka mezhebe gitmeye gerek de yoktur.
Rabbim Hakkı Hak bilip tabi olmayı batılı batıl bilip sakınmayı nasip eylesin. Amin Alıntı
Kanaatimizce diyeni eleştirip ardından kanaatinizce bir hükme varmış olmanız doğrusu ilginç olmuş !
Sizde farkındaysanız fıkıh kitaplarında dolgu meselesi açıkça yazmamaktadır. Sizde bu durumda arada bağlantı olduğunu düşündüğünüz meselelere bakarak kanaatinizi yazmışsınız, yalnızca kanaatimce dememişsiniz..!
Ayrıca Fatih hocanın cebire meselesi üzerinden izah ettiği meseleyi siz farklı bir noktadan yakalamış ve Fatih hocamızı demediği bir şeyle itham etmişsiniz.
Hoacamızın yazısından "oyulan dişin içi, dışı sayılmaz dolayısıyla yıkamak gerekmez" gibi alakasız bir manayı nasıl çıkardınızda ortaya atılmamış bir iddiaya cevap verdiniz anlamış değilim.
Bence yazıyı iyice düşünerek okuyun, zira itirazınızla verilmiş olan cevabın pek alakası yok…
Selam ve dua ile.. Alıntı
Şunu belirtmek isterimki “Cahiller, dolguyu yaraya benzeterek…” ifadesi bir alimin kitabından alınma bir sözdür, ben yazıları yazarken hiç yorum eklemedim kendimden. burada da fatih hocayı kastedmemiştim, böyle birşeyde bulunmam zaten.
Dualarınız için teşekkürler, yalnız ben tenkit için yazmadım, dediğiniz gibi hem ek bilgi hemde başka bir açı olarak yazmıştım.
Şu bölümü detaylı açıklarmısınız? “Görüldüğü gibi o sargının iğleştirici özelliği olma şartı yoktur.” Derken bu yara 4-5 yıl iyileşmeden sargıda kalabilirmi? Örnek verebilirmisini z?
Allah böyle güzel yorum yazan herkesten razı olsun.. ehli sünnet yolundan ayırmasın..amin. Alıntı
Ebubünyaminden; Görüldüğü gibi o sargının iğleştirici özelliği olma şartı yoktur. Böyle bir şartın var olduğunu iddia eden kimse, bu davasına delil getirmelidir.
Fatih hoca ve yorumlara baktığımda evet sargının iyileştirici özelliği olduğu gibi mesela yanıklarda, iyileştirici özelliği olmasa da olur mesela kırıklarda olduğu gibi. sargının her iki bölümünde de vücuttan bir bölüm iyileşiyor. Ama hasta dişe dolgu veya kaplama yapıldığında iyileşmiyor ki yenide diş çıkmıyor, oyuk yerine diş gelmiyor, yapay bir şey yerleştiriliyor , bunda da aklıma bacağı kesik birine bacak takılması, kolu veya bileği kesik birine kol veya el takılması gibi bir örnek geliyor. Buda mezhep taklidini gerektirmiyormu ??? Fatih hocam biraz daha detaylı anlatsanız… yorum yazanlardan da Allah razı olsun, bayağı bir şey öğrenmiş oldum. Alıntı
'Diş çürüğünü tedavi ettirmek elbette zarurettir, çünkü çürük, başka hastalıklara sebep olarak, ölüme kadar götürebilir. Diş dolgusuyla diş çürüğünün tedavisi ayrı şeydir. Diş dolgusu, çürüğü tedavi etmiyor. Dolgu, diş çürüğü tedavi edildikten sonra yapılıyor. Tedavi ile dolgu karıştırılmamal ı. Çürüğün tedavisi zarurettir, dolgu ise bir ihtiyaçtır. Bunun için dolgu yaptıranın, gusül, abdest ve namazda Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklit etmesi gerekir.' Alıntı
zaruret halinde mezhep taklit edilmez. ama senin yaptığın ihtiyaç. ihtiyaç halinde de maliki veya şafii mezhebini taklit edilir. nereye ölümcülmüş ? çektir dişi, yada dolgu yap ve maliki mezhebini taklit et.
çok mu zor ki gusul anında, maliki mezhebine uyarak niyet ettim gusul almaya demek, ve tüm vucudu ovalamak ve tüm sıkı kılların altına suyu ulaştırmak. hem bunlar maliki de farz iken hanefi de de sünnettir. sünneti yapmaktan da kim kaçar ki ?
-
orjinal fıkıh kitaplarının hiç birinde diş dolgusu ile ilgili bi konu yoktur. biz biliriz ki dişin çukuru vücudun dışı yerine geçer ve ıslatılması gerekir, ve diş dolgusu yaptırmak zaruret değildir, ihtiyaçtır, dişi kaybetmemek için dolgu yaptırırsın, ölmemek için değil ? ihtiyaç durumunda da kendi mezhebinde çıkış yolu yok ise diğer 3 delile ( maliki, şafii veya hanbeli) bakarsın.
bu gün bir şafii nasıl kabeyi tavaf ederken( çünkü bu ibadet kadın erkek karışık yapılır) hanefi veya maliki mezhebini taklit etmesi gerekiyor.( çünkü şafiide kadına değmek abdesti bozar.) bu adama da elin mecbur kadına değicek gerek yok hanefiyi taklit etmene mi diyeceksin ?
o inandığınız fıkıh kitapları ya sonradan değiştirilmiş ya da müctehid olmayan insanların kitaplarıdır.
-
bi düşünsene ya mezhep taklit etmen gerekiyorsa, biz bişey kaybetmicez, ama ya cunup dolaşıyorsan ? Alıntı
Şu alıntı yaptığım kısmın dört mezhebden herhangi birisinin usulüyle uzaktan bile ilgisi, alakası yok. İhtiyaç / zaruret ayrımına bakar mısınız lütfen. Acaba sizler bugüne kadar mezhebin kadim kitaplarından hangilerini okudunuz hepimiz merak ediyoruz. Şu Türkiyede olan işlere Hindistan, Afganistan, Pakistan uleması ve diğer coğrafralarda mûkim ulema gülüyorlar. Şu fetvalara da öyle. Bir Hanefi âllamesine siz şu meselede Hanefi Mezhebini bırakacaksınız iptal edeceksiniz dese size nasıl muamele yapar bunu yazmak bile istemiyorum.
Mezheb Taklidi için bir mukallidin neredeyse heyet fetvası alması gerekir. Bir mezheb mensubu bırakın bir başka mezhebi taklidi, kendi mezhebindeki muhtar kavil dışındaki kavillerde dahi tercihe gidemez. Hacdaki taklid ise kadim kitaplarda geçen ve taklidin caiz olduğu istisnai konularda birisidir.
Vücudundan kan çıkan hanefi, mezhebindeki onca ruhsat ve özürlü hükümlerine rağmen mezheb taklid etmeye yönlendirildi. Bu Hanefi Mezhebi'ne neredeyse ihanet etmekten başka bir şey değil. İnsanları telfike sürükleyeceksin iz.
Bu fetva alma-verme meselesine dair Ömer Nasûhi Bilmen Hocaefendinin; Hukuk-i İslamiye Ve Istılahatı Fıkhiyye kamusuna bakın diyeceğim ama zaten başta Ömer Nasuhi Efendinin de bu meselede hata ettiğini milletin cünüp gezmesine sebep olduğunu söylüyorsunuz. Mezheb taklidi öyle kolay bir iş değil. Buna fetva vermek de kolay bir iş değil.
Diş Dolgusu, kaplaması yaptırmış bir kimsenin bir başka mezhebi taklid etmesine lüzum yoktur. Dolgu ve kaplama yağtırmamış kimselere imametinde de bir beis yoktur.
Zahid el-Kevseri ve Mustafa Sabri Efendi'nin kavli de budur. Bunun üstünde söz söyleyecek adam daha 100 senedir de gelmemiştir. İmam Kevseri'nin fetvasına bile uydurma dediler, rivayet edenler hayatta. el insaf. Alıntı
Saygılarımla. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.