Anasayfa Reddiyeler Bir Tasavvuf Düşmanlığı Klasiği
Bir Tasavvuf Düşmanlığı Klasiği PDF Yazdır
Hüseyin AVNİ tarafından yazıldı.   
BİR TASAVVUF DÜŞMANLIĞI KLASİĞİ
YÂHUD DA
AKADEMİK AHLAKSIZLIĞIN DERİN BUUDU
Hüseyin AVNİ
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيِم اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىٰ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
Bundan sonra…
“Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adâletsiz davranmaya sürüklemesin; âdil olunuz; o (adâlet) takvâya en çok yakın olandır.”
İnsân olan bir insan, düşmanına karşı bile fi'l-cümle merd olur. Ama akademisyenlerin çoğu ve onlardan tasavvuf düşmanı olanlarının istisnâsız hepsi o kadar kronik bir nâmerdlik hastalığı ile ma’lûldurlar ki, utanmak ve arlanmak kelimelerini lügatlarından ar tık tamâmen silmiş süpürmüşlerdir. Sakın mubâlağa yaptığımızı sanmayınız. Sergiledikleri hayâsızlıktan sâdece bir tânesini buraya alacağız da işin zannettiğiniz gibi olmadığını siz de görecek, ‘az bile demişsin yâ hû, bu kadar da utanmazlık olmaz!’ diyeceksiniz.
Prof. Dr. İbrahim Sarmış şöyle diyor:
[Fahruddin er-Razi, Hz. Musa ve Hızır’la ilgili kıssayı tefsîr eder ken Hz. Hızır’ın peygamber olduğunu söylemekte ve bunu savunanların delillerini şöyle sıralamaktadır:
a- Yüce Allah “yanımızdan ona bir rahmet verdik” buyurmaktadır. Rahmet de nübüvvetin kendisidir. (Yukarıdaki ayetlerden delil getirir.)
b- Yüce Allah “katımızdan ona bir ilim öğrettik” buyurmaktadır. Bu da bir öğretici veya bir mürşid aracılığıyla değil, doğrudan doğruya Allah’ın ona öğretmiş olmasını gerektirir. İnsan aracılığı olmadan Yüce Allah'ın öğrettiği kişinin işleri Allah'ın vahyetmesiyle öğrenen bir nebi olması vacipdir.
c- Hz. Musa ona: “Bana öğret men için sana tabi olayım mı?”[1] buyurmuştur. Biliyoruz ki, öğretimde veya öğrenimde peygamber, peygamber olmayana tabi olmaz.
d-Hz. Hızır, Hz. Musa’ya “bilmediğin bir şeye nasıl sabredersin?”[2] diyerek ondan farklı olarak başka bilgilere sahib olduğunu göstermiştir. Hz. Musa da “senin hiçbir işine karşı çıkmam[3] diyerek ona karşı tevazu göstermiştir. Bü tün bunlar o kişinin bazı konularda Musa’nın üstünde olduğunu ve peygamber olmayan bir kişinin peygamberden üstün olamayacağını göstermektedir.
e- Ebubekir el-Asem: “Onu ken dimden yapmadım” ayetinin Hz. Hızır’ın peygamber olduğunu gösterdiğini söylemiştir. Zira bunun an lamı, yaptığım o işi kendi içtihadımla değil, Allah'ın vahyetmesiyle yaptım, demektir.
f- Rivayetlerde Hz. Musa’nın Hz. Hızır’ın yanına geldiğinde “es-Selamu aleykum” dediği, Hz. Hızır’ın da “ve aleyke’s-Selam ya nebiyye Beni İsrail” dediği, Hz. Musa’nın ona “bunu kim sana söyledi? (Benim İsrailoğullarının peygamberi olduğumu nereden bi liyorsun?)” demesi üzerine Hz. Hızır’ın: “Seni bana gönderen (Allah)” dediği kaydedilmektedir. Bu da Hızır’ın bunu ancak vahiyle bilmiş olacağını göstermektedir. Vahiy de ancak peygamber olan kişi ye gelir.[4]] [5]
İbrahim Sarmış’ın yukarıdaki kalın ve büyük köşeli parantezler arasında “Fahruddin er-Razî, Hz. Musa ve Hızır’la ilgili kıssayı tefsîr ederken Hz. Hızır’ın peygamber olduğunu söylemekte ve bunu savunanların delillerini şöyle sıralamaktadır” şeklindeki sözünü okuyunca ne anladınız?
(Bir): “Râzî, alâkalı âyetin tefsîrinde Hızır aleyhisselâm’ın bir nebî olduğunu söyledi” öyle değil mi?. Halbuki O, asla böyle bir söz söylemedi; yalan söyleniyor.
(İki): “Razî, naklettiği bu ileri sürülen görüşleri kabûl etti ve onlara karşı hiçbir söz söylemedi.” Bu da katmerli bir yalan. Aksine O, bu delîllere i’tirâz etti, onları delîl olabilecek ağırlıkta görmediğini açıkça ifâde etti ve ileri sürülen her bir ‘hüccet’in ardında sırasıyla aşağıdaki i’tirâzları getirdi.
İmam Fahruddîn er-Razî’nin de diği sadece şunlardı:
[Bu âyette bir takım mes’eleler vardır:
Birinci Mes’ele, “kullarımızdan bir kul buldular” sözüdür ki, onda iki bahis vardır:
Birinci Bahis: (Âlimlerin) çoğu bu ‘kul’un bir peygamber olduğunu söylediler ve bu görüşlerine dâir bazı delîller ileri sürdüler…
(Râzî, İbrahim Sarmış’ın yukarıya aldığı maddelerden her birinin sonuna şu i’tirâzları ve süâlleri getirdi:)
a-“Birisi, ‘peygamberliğin bir rahmet olduğunu kabûl ediyoruz; ancak her rahmetin peygamberlik olması lâzım gelmezdiyebilir. (Başka rahmetler de bulunabilir; dolayısıyla buradaki ‘rahmet’ ‘peygamberlik’ olmayabilir.)”
b-“Bu zayıf bir delîl getirmedir. Çünki, zarûrî (öğrenmek ve kazanmak yoluyla olmadan -avam havas- herkes tarafından kaçınılmaz olarak bilinen) ilimler, işin ba şında Allah celle celâlühû’dan ge lir. Bu da ‘peygamber’ olmayı göstermez.”
c-“Bu da zayıf bir delîl getirmedir. Çünki peygamber, ne i’tibârıyle peygamber hâline geldiyse o ilimlerde peygamber olmayana uymaz, diğerler ilimlerde ise böyle değildir; (sepet yapmak ilmi gibi ilimlerde onlardan bilmediği şeyleri öğrenebilir.)”
d-“Bu da zayıf bir delîl getirmedir. Çünki câizdir ki, peygamber olmayan, peygamberden peygamberliğinin bağlı olmadığı ilimlerde üstün olabilir. Neden bunun câiz olmayacağını söylediniz? Eğer ‘bu nefret uyandırır da ondan’ derlerse, biz de ‘Öyleyse Mû sâ aleyhis selâm’ın Allah'ın O’na Tevrât’ı indirmesinden ve O’nun la vasıtasız konuşmasından son ra Hızır aleyhisselâm’dan öğren meye gönderilmesi de nefret u yandırır’ deriz.. Eğer, ‘bu nefret u yandırmaz’ derlerse, biz dahi ‘kendi dedikleri hakkında da öyle denir’ deriz.”
e-“Bu da zayıf bir delîldir ve zayıflığı açıktır.”
f-“Birisi, ‘bunun kerâmetler ve ilhâmlar bâbından olması neden câiz olmasın?!...’ diyebilir.][6]
Görüldüğü gibi delîl zannedilenler bir bir çürütülmüştür. Üstelik, Hızır aleyhisselâm’ın Nebî veya velî olması bizce çok da mühim değildir. Bu noktada gereksiz yere yırtınmak kimseye bir şey kazandırmaz.. Evet, O, muhakkıkların bir çoğuna göre nebîdir. Velî olduğunu söyleyenler de sadece Sûfîler değil, içinde muhaddislerin imâmları da bulunan Şerîat âlimleridir. Ancak, şuradaki nakilde görüldüğü gibi, ortada müthiş bir nakil sahtekârlığı ve kandırma var. Esâs fikirler makaslanmış ve anlatılmak istenen tepetaklak edilmiş. Râzi’ye iftirâ edilmiş. Oysa Onun getirdiği i’tirâzlarla şunların delîl değil şüb he olduğu ortaya çıkmıştır. Bunları Salah Abdul fettah[7] isimli bir baş kasının kitâbından aynen nakletmek de kimseyi kurtarmaz. Çünki onun da naklettiği Tefsîr-i Kebîr ellerde dolaşmaktadır. İbrahim Sarmış tarafından ona bakılmamış olması düşünülemez. Şâyet, bakılmadıysa bu affedilmez bir eksiklik, bakıldı da es geçildiyse bu da Yehûdî ve Hristiyânvârî bir tah rîf ve aldatma, veya okurları hayvan yeri ne koymaktır. Böylesi sahtekârlıklar çağdaş Ehl-i Sünnet ve Tasavvuf düşmanlarının ehass-ı havâssındandır. Bu denli sahtekârlıklar -tenzîhe şâyan çok az değerli zevât hâric tutulursa- meselâ, M. Ebû Reyye gibi çoğu yerli ve yabancı akademisyenlerde sayılamayacak kadar fazladır. İnşâellah bu yazıyla böyle bir seriyi başlatmış olmakla, benzer ilmî ahlaksızlıkları teşhîr et meyi hedefliyoruz. Tevfîk sadece Allah celle celâlühû’dandır.
 
و صلى الله تعالى على سيدنا و نبينا
و على آله و صحبه وسلم تسليما
كلما ذكره الذاكرون وغفل عن ذكره الغافلون والحمد لله رب العالمين


[1]    [Kehf:66], İbrahim Sarmış, Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm:75
[2]    [Kehf:68], İbrahim Sarmış, Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm:75
[3]    [Kehf:69], İbrahim Sarmış, Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm:75
[4]    [Abdulfettah el-Halidî, a.g.e. 178,180], İbrahim Sarmış, Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm:75
[5]    İbrahim Sarmış, Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm:74-75
[6]    F. Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr:7/481-482 (D.İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut-1415)
Bu baskıdaki i'tirâzda geçen (و لقائل ان يقول لا نسلم) ibâresinin doğrusu(لا نسلم) değil,(لا)sız olarak sadece (نسلم)dur. Nitekim eski matbû’ nüshalarda böy ledir. Kolay bulunması düşüncesiyle eski baskıdan değil de yeni baskıdan kaynak gösterilmiştir.
[7]    Dipnotta bazen Abdulfettah el-Ha lidî, bazen de Salah Abdulfettah el-Halidî ismi geçmektedir. Muhtemelen bu ismin doğrusu, Salah İbnü Abdil fettah isminde yer alan iki alem/özel isim ‘salah’ ve ‘Abdülfettah’ arasındaki ‘ibn’ kelimesinin hazfiyle Salah Abdul-fettah (Abdulfet tah oğlu Salah) haline gelmiş şeklidir ki, bu nev’î tasarrufun câizliği dil profesörlerince bilinmese de erbâbına ma'lûmdur. An cak muhtemelen kısaltmak maksadıy la adamın ismini yazacakken babasının ismini yazabilmek âlimimizin(!) il mî derinliğini(!) de göstermektedir.
 

Yorumlar  

 
-3 #1 Tasavvuf bağnazlığı 2010-07-19 21:02 Bakın ibrahim sarmışı burada savunacak değilim. ama onun kitabını okuyan biri olarak diyebilirim ki o kendi kitabında sizin gibi kaba bir dil kullanmıyor. yazdıklarında yanılması, tarafgirliği olabir. Bunu tespit edip dile getirmek de sizin hakkınız ama, bu size birilerine karşı rencide edici konuşma hakkını vermez. Öncelikle başa aldığınız ayete kendiniz uyun. Alıntı
 
 
+3 #2 nakşi gülü 2010-07-22 23:14 ALLAH RAZI OLSUN HOCALARIMIZDAN . çok da iyi açıklamışlar. hocaefendiler yanlışlıkları ne de güzel açıklamışlar ve müslümanların ehl-i sünnet yolundan ayrılmamaları için gayret etmişler ama çok da sert yazmışlar diyemeyiz ki . şimdi bunların ehl-i sünnet dışı görüşlerine reddiye yazarken nasıl yazsınlar başka? Alıntı
 
 
+1 #3 Mehmet Sezai 2011-11-19 23:11 Rencide edici sözler sarfetmek,bence aczin alametidir.Prf.İbrahim sarmışı,700 yıllık tasavvuf geleneğinden gelen ve aynı zamanda bir beşik şeyhi olan ve daha sonra araştırması sonucu bu yolun İslamla alakasının olmadığını tesbit ettikten sonra,şeyhlikte n vazgeçen FERİDDİDDUN AYDIN da teyid etmektedir.
Bir Müslüman hiçbir şey bilmese;Kitap,S ünnet,İcma ve Kıyasda mevzubahis edilmiyen,herha ngi bir amel ve itikadın geçersiz olduğu,itirazı kabil olmayan bir realitedir.
Nakşilerin,Rabı tası,Budizim min meditasyonun aynısı.Keza sufilerin Vahdedi vucudu,fenafill ah ı da aynen Budizmin Nirvanasının tıpkısıdır.Ayrıca yunan mitolojisi de tasavvufa girmiş.Mezkür Mitolojinin;Tüm den Tüme felsefesi,sufil erin Vahded-i vücut anlayışının aynısıdır.
Şu bir gerçek ki:Cenabi ALLAH c.c."Dininizi ikmal ettim"ayeti celilesiyle kati hükmünü vermiştir.Buna parelel olarak resul-i Ekrem de s.a.v."Benden sonra herkim ki:bu dine inne ucu kadar birşey ilave eder veya eksiltirse,ALLA H ın,Meleklerin ve İnsanları Laneti onun üzerine olsun"dediği sahih hadis kitaplarında mevcutken,artık birbaşkasına tercih hakkı kalırmı ki:Sanki dinde Tasavvuf diye bir olgu eksikmiş de onuda tasavvuf önderleri tamamlamış oluyorlar.Bukadar büyük saçmalık olurmu?Anlatılacak ve yazılacak çok şey var ama!ne zaman ve nede mekan müsait değil.Şimdilik bukadar.
Vesselam.
Alıntı
 
 
0 #4 Muhacirun 2011-11-19 23:35 Mehmet Sezai, Islam ümmetinin icma ettigi bir konuyu reddetmek asil bid'at ve hezeyandir. Vahdet-i Vucudu bütün güvenilir tasavvuf kollari bugün reddeder. Rabita ve Fena fillah hakkinda mesnedsiz bir sekilde Budizm ve diger batil dinlerle iliskilendirmen ize gelince, bu zavalli tavriniz Kuranda haber verilen Hz. Adem'in camur'dan yaratilmasi olayini eski Misir'da (batil) tanri Path'in insani camurdan yaratmasi inanciyla iliskilendiren oryantalistlile rin metodundan pek fazla fark arz etmiyor. Keza Islam'daki rivayetlerde mevcud olan sened sisteminin müslümanlarin Yahudi tarihcilerden caldigini iddia eden delilsiz, mesnedsiz asagilarin asagisi cukur bir tavirla hic bir farki yok.
Tasavvuf dinde eksik bir sey olmadiki ikmal edilsin, tasavvuf asri saadette isimsiz bir gercekti, ve unutulmaya yüz tutuldugunda ilk Imam Hasan el Basri tarafindan tecdid edildi. Imam Ibni Teymiyye ve talebesi Imam Ibni Kayyim da bunlari tasdik ediyorlar, fena fillahi'da, Kuran ve Sünnete uygun tasavvufuda kabul ediyorlar, ki zaten kendileride tasavvuf ehliydi. Binlerce müslümanin kanini akitan tekfirci Muhammed bin Abdülvehhab bile tasavvufu inkar etmedi, ama siz yeni bitme, Kuran müslümanligi adi altinda mealcilik yapan, bu dini Islam alimlerinin tamanindan daha iyi anladigini sanan ahmaklar inkar ediyor, ve müslümanlarin ekserisini sapiklikla itham ediyorsunuz, ancak zarariniz sadece kendinize.

"Allahu teâlâ kimi felâkete düşürmek isterse, ona âlimlerin ve evliyânın aleyhinde bulunma hasletini verir."
Ebû Türâb en-Nahşebî rahmetullahi aleyh
Alıntı
 
 
0 #5 Yücel AKSARALI 2011-11-21 16:46 Aleyhte yorum yapan kardeşim, neden biraz da İbrahim Sarmış'ın Akademik ahlaka uygun olmayan tavrını değerlendirmiyo rsunuz? Bu yakışık alıyor mu hiç? Bunu anlamak güç. Alıntı
 
 
+3 #6 maximilyan 2011-11-22 00:44 BİRAZ İNSAF… Şu yazıyı okuyunca İ.Sarmış'ın ne kadar haklı ve tasavvuf adı altında İslam dışı bir dinin mensubu olanlarında ne kadar tutarsız olduklarını bir kez daha anladım. Burada varsa bir hata, bu insanları sapıtmak yada kendi düşüncesine çekmek için yapılmış bir şey değildir… Asıl kötü olan; İnsanlara Kuran'ın bir kısmını anlatıp, bir kısmını gizleyenden daha zalim kim olabilir..? Tasavvuf ehli,Tevbe suresi 31. ayetini ya hiç görmezler yada bu ayetin muhatabı yahudi ve Hıristiyanlardı r deyip geçiştirirler.. Oysa Müslümanlat Kurandaki her ayetin muhatabıdırlar… Mezkur ayetle ilgili olarak Peygamber efendimizle Atiy b. Hatem arasında geçen diyalog sahih kaynaklarda anlatılır. Ne hikmetse hiçbir tasavvuf ehli bu ayeti ve ayete mevzu olan diyaloğu görmez. Çünkü işlerine gelmez… Eğer temiz bir akılla Allah'ın ayetleri irdelenir ve Kuran'a bütüncül anlayışla bakılırsa bu günkü terikat, cemaat vb. liderlerin bir çoğunun Rabler edinildiği ve farkına varılmadan bir müşrik gibi davranıldığı görülecektir. Bunu söyleyenler Tasavvuf düşmanı değil, tam tersine Müslümanları uyaran birer muvahhiddirler.. Tasavvuf ehlinin görüşlerine dayanak olara gösterdiği uydurma hadisleri, rüyaları, hikaye ve menkıbeleri bir tarafa bırakıp Allah'ın kitabına öncelik vermelerini öneririm.Bakın Kuanda Rabbim ne diyor: "Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!" Rabbim cümlemize indirdikleri ile amel etmeyi ve ve her türlü şeytani düşünceden, bidatlerden, şirkten uzak olmayı nasip eylesin..! Alıntı
 
 
-1 #7 yurtsever 2012-02-06 12:20 muhterem müslüman kardeşler bir kimse eğer rasullullah için levlake levlake
ve ma halaktül eflak hadisini bile inkar edrerse o zaman rasulullah sav anlamamış ve risaletine vakıf olamamış demektir
allah ona hidayet versin
çünkü bunu inkar eden onu hiç bir şekilde anlamamıştır
bu hoca 100 bin adet adet kitap okusa bir abdülkadir geylani hazretlerinin ilmini idrak edemez zira bu ilim kesbi değil vehbidir
yani bunlar okumakmakla bilinemeyecek kadar derunidir
bu hocaya göre keramete inanmak zorunda kimse dğildir o zaman bede şunu söyleyeyim
sıradan bir müslümanda nas olmadığı için
ne malazgirt savaşına ne talas harbine inanmak zorundadır
çünkü bunların hiçbiri nas değildir
ayrıca tevatür hadis diye bir şey var
seyid abdülkadir geylaninin kerametine ogün orada olan kaç kişi şahittir
özür olmadan şuhudu inkar küfürdür vessalam
Alıntı
 
Site içeriğinden alıntı yapacaksanız, lütfen www.darusselam.com şeklinde kaynak belirtiniz.

mod_vvisit_counterBugün529
mod_vvisit_counterDün707
mod_vvisit_counterBu Hafta4541
mod_vvisit_counterBu Ay7796

Kimler Sitede

Şu anda 21 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1189
İçerik : 327
Web Bağlantıları : 266
İçerik Tıklama Görünümü : 603425