| Karı Kocanın Birbirleri Üzerine Olan Hakları |
|
|
| Fatih KALENDER tarafından yazıldı. | |||
|
İSLAM HUKUKUNDA KARI KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNE OLAN HAKLARI ![]() Bizleri yoktan var eden bilmediklerimizi bildiren Rabbimiz’e hamd eder, ilim ve hikmetin menbağı olan ve hakkında ‘Andolsun ki, sizin için Resûlullah'da bir güzel nûmune-i imtisal vardır’ [1], diye buyrulan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, ve Allah’ın kelamını yüceltmek için bütün gayretlerini harcayan, Âl ve Ashabına selam ederiz.
Malum olduğu üzere erdemli bir toplumu elde etmek erdemli bireyleri elde etmekten geçer. Zira düzgün olmayan fertlerden düzgün toplum elde etmek, elbette muhal dairesindedir. Erdemli bireyler ise sağlam temellere oturtturulmuş, İslami ölçüler ışığında kurulan aileler vasıtasıyla oluşur. Çünkü ahlak bakımından sağlıklı nesilleri elde etmek ancak bu nesillerin bir evlilik içinde meydana gelmesi ve anne babanın müşterek ilgi ve sorumluluğu altında büyütülmesiyle mümkün olmaktadır. Ayrıca toplumsal ahlakın muhafaza edilmesinin, kadın-erkek ilişkilerinin İslami ölçülerde bir evlilik zeminine dayanmasının büyük önemi olduğu da bilinmektedir. Bundan dolayı bu ayki köşemizde evlilik müessesesini oluşturan tarafların yani karı kocanın birbirlerine karşı olan haklarını, İslam hukuku açısından gücümüz nispetince inceleyeceğiz. Şüphesiz muvaffakiyet Mevla’dandır.
Karı kocadan her birerleri için, birbirlerinden İslami ölçüde menfaatleşme hakkı veren, birlikte yaşamaya ve karşılıklı hak ve ödevler yükleyen sözleşmeye; evlenme(nikah) akdi denir.[2]
Evlilikte eşlerin birbirlerine karşılıklı sevgi, saygı ve sadakat borcu olduğu gibi birbirlerine karşı bu akitten kaynaklanan bir takım haklar da vardır. Araştırmamızı, kadının kocası üzerine hakları, kocanın karısı üzerine hakları ve bunların birbirleri üzerine müşterek olan hakları olarak üç başlıkta ele alacağız. Ancak bu yazımızda bu başlıkların birincisi olan kadının kocası üzerine olan haklarını ele alacağız. Diğer iki başlığı ise daha sonra yazmaya gayret edeceğiz.
Dinimiz evlenmeyi teşvik etmiş, evlenmenin kolaylaştırılması, nişan, nikâh ve düğün törenlerinde gösteriş ve israftan kaçınılmasını tavsiye etmiştir. Ayet ve hadislerle de karı-kocanın birbirlerine karşı hak ve sorumluluklarını belirtmiştir. Tarafların birbirlerine karşı birçok sorumlulukları vardır. Ancak köşemizin sınırlı olmasından dolayı bu sorumluluklarının önemli ve devamlı bir şekilde soru olarak karşımıza çıkanlara değiniceğiz. Kadının kocası üzerine olan haklarının başında mehir gelmektedir.
Mehir:
Bir kadının nikah akdiyle hak ettiği mala mehir denir. Koca üzerine mehir’in vacip olması hem “Kur’an” hem “sünnet” hem de “icma” ile sabit olmuştur. [3] Fıkıh kitaplarımızda mehre, “sadak” “sıdak” “saduka” “nihle” “fariza” tabirleri de kullanılmaktadır. Mehir, nikah akdinin ne şartı nede rüknüdür, tabii olan sonuçlarından biridir. Bundan dolayı nikah kıyıldığı sırada mehrin miktarı belirtilmese veya mehir konu edilmese hatta mehir vermemek veya mehir almamak gibi ifadeler söylense bile, bu gibi sözlerin akde tesiri olmadığı gibi evlenen kadın mehre yinede hak kazanır. Yani mehrin belirlenmemiş olması evlenmenin geçerliliğine halel getirmez.[4] Mehir, İslam hukukuna göre evlenecek kızın ailesine değil, doğrudan kendisine verilmekte veya borçlanılmaktadır. Nasıl ki kadın kendi şahsi mallarında dilediği gibi tasarrufa sahipse kendisine verilen mehirde de aynı derecede tasarrufa sahiptir. Hanefi mezhebine göre mehir olarak almış olduğu bu miktarla herhangi bir çeyiz hazırlamak zorunda da değildir. Evlilik esnasında kadına verilen mehir, kadının satım bedeli olarak düşünülmesi de mümkün değildir. Zira kişi hem satılan bir nesne hemde bu nesnenin bedelini alan kimse olamaz. Ancak bu mehri evlenen kızın kendisi değil de babası ve ya velilerinden herhangi biri “başlık parası” “süt hakkı” “anne hakkı” gibi tabirler le alacak olursa bir nevi kızlarını bedel mukabilinde satmış olacaktır ki buda İslam’a göre haramdır.[5] Mehir evlenen kadının şahsi hakkı olduğundan dolayı, tasarrufa ehli olması durumunda dilediği gibi tasarruf edebil demiştik. Dolayısıyla bu hakkını dilerse aldıktan sonra dilerse almadan, kocasına verebildiği gibi aldıktan sonra da anasına, babasına, diğer akrabalarına veyahut da her hangi bir arkadaşına verebilir. Ancak bu tasarruf hiçbir baskı altında olmaksızın kendi hür iradesiyle olmalıdır.
Mehir’in meşruiyeti hakkında birçok hikmetler söylenmiştir, bunların en belirgin olanı, kadına belli bir mali güç kazandırmaktır. Bahusus kocanın sahip olduğu tek taraflı irade beyanıyla boşama yetkisini kötüye kullanması durumunda kadın böyle bir mali imkana fazlasıyla ihtiyaç duyacaktır. Boşanma hakkının kötü kullanıldığı bölgelerde mehir miktarının yüksek tutularak bu suistimal’in belirli ölçüde engel olunacağı da, mehir’in kadına ve evlilik birliliğine kazandırdığı bir başka avantaj olduğu da görülmektedir. Mehir hakkında yazılacak bir çok şey vardır ancak malum olduğu üzere köşemiz sınırlıdır.
Kadının kocası üzerine olan haklarından bir diğeri de nafakadır.
Nafaka:
Evlilik esnasında kadının her türlü normal masrafı (yemesi, içmesi, giyimi ve meskeni) kocasına aittir. Evlilikte nafakanın koca üzerine gerekli olması, tıpkı mehirde olduğu gibi “Kur’an”, “sünnet” ve “icma” ile sabit olmuştur. Aynı zamanda akli olarak da nafaka hapis edilmenin cezası(karşılığı) dır. Bir kimsenin hakkından dolayı alı konulan kişinin nafakası, kimin için alı konulduysa o kişiye aittir. Tıpkı müftü, imam, vali gibi memurların nafakalarının (maaşlarının) beytül mal dediğimiz devlet malından yani vatandaşların malından temin edilmesi gibi, zira bu şahıslar kendi şahsi ihtiyaçları için değil vatandaşlar için alıkonulmuşlardır.[6] Kadında, ileriki sayılarda geleceği üzere kocasından dolayı dışarı çıkamaması ve kendini kocası için alı koyduğundan nafakaya müstahak oluyor. Şayet kadın “naşize” olursa nafakaya müstahak olmaz. Kadının “naşize” olması evlilik hukukuna riayet etmemesi ve kocasının iznini almadan ve şer-i şerifin kabul ettiği bir manada gerekçesi olmadan evini terk etmesine denir.[7] “Naşize” olan kadının “naşizeliğinden” dönmediği müddetçe nafaka hakkı yoktur.[8] Kadının nafakaya müstahak olması sahih olan nikâhının devam etmesi veyahut da kocanın karısını boşaması durumunda kadının iddetini beklemesine kadardır. İddetini bekleyen kadın “naşize” olmadığı müddetçe nafakası, kendisini boşayan eski kocasına aittir[9]. Fasit bir nikahla evlenen kadın nafakaya müstahak olmaz[10]. Nikah’ın nihayete ermesinden sonra ve kadının iddeti’nin bitiminden sonra kadın nafakaya müstahak değildir. Yani İslam’a göre, boşanmış olan bir kadının ölünceye kadar veya bir başkasıyla evleninceye kadar kendisini boşayan eski kocasından nafaka almaya hakkı yoktur.
Hanefi mezhebine göre İslam Hakimi tarafından nafaka taktirinin önemi sadece miktarın belirlenmesi bakımından değil, nafaka borcunun kuvvetli bir borç olması bakımından dadır. Şayet nafaka hakim tarafından taktir edilmemişse taraflardan birinin ölümüyle, boşanmayla veya “naşize lik” gibi nafakayı düşürecek herhangi bir durum ile geriye dönük eski nafaka borcu Hanefi mezhebine göre düşer. Şayet evlilik esnasında herhangi bir şer-i gerekçe olmaksızın nafakasını alamayan kadın, İslam hakimine baş vursa ve hakimde mahkeme kararıyla nafakayı taktir etse bu mahkeme kararından sonra nafaka sağlam bir alacak konumuna girmiş olur ve ödenmemesi durumunda yukarıda ifade edilen nafakayı düşürecek herhangi bir durum olsa bile geriye dönük eski nafaka alacaklarını kadının almaya hakkı olur.
Hanımının nafakasını üslenmesinin lazım olması için kocanın zengin olması gerekmediği gibi kadının fakir olması da gerekmez. Kadın zenginde olsa nafakası kocasına aittir. Günümüzde evlenecek olan kadının yeni evine belli başlı şeyleri çeyiz olarak getirmesi her ne kadar örf ve adetlerimizden de olsa, evlilik için kurulacak evin temini, döşenip tefriş edilmesi Hanefi fıkhına göre kocaya aittir.
Nafaka miktarının tespitinde Maliki ve Hanbelî mezheplerinin ifadelerine göre karı kocanın mali ve sosyal konumları birlikte dikkate alınır. Sadece kadının veya sadece kocanın durumu değerlendirilmez. Hanefi mezhebinde de fetvanın bu yönde olduğu “mevsua” adlı eserde nakil olunmuştur[11]. Bu görüşe göre karı kocanın her ikisi zengin ise zengin nafakası, her ikisi fakir ise fakir nafakası şayet biri zengin diğeri fakir ise orta halli bir nafaka takdir edilir, bu takdir etmede de örfe bakılır. Şafiler ise nafakanın takdirinde sadece kocanın durumuna bakıyorlar. Yani koca zengin ise zengin nafakası, fakir ise fakir nafakası. Bu görüşe göre kadının zengin olması veya fakir olmasının, nafakanın takdirinde herhangi bir tesiri olmuyor. Hanefi Fukahasından “El-mebsut” sahibi İmamı Sarahsinin ifadesine göre de: Hanefi mezhebinde zahir rivaye olarak ifade edilen İmamı Muhammedin altı esas kitabında da bu şekilde yani kocanın haline göre nafakanın taktiri olur diye kaydedilmiştir[12].
Yukarda ki ifadelerden de anlaşıldığı gibi Hanefi mezhebinde bu konuda ihtilaf vardır. Ancak Hanefi kitaplarını mütala ettiğimizde Hanefi alimlerinin tercih ettiği ve mezhepte fetva olarak kabul edikleri Maliki ve Hanbelilerin dediği gibi nafaka konusunda karı kocanın mali ve sosyal konumları birlikte değerlendirilmesidir.[13]
Netice olarak İSAM’ın (İslami Araştırmalar Merkezinin) de ifade ettiği gibi kocanın karşılamakla yükümlü olduğu diğer masrafların kapsamı ve seviyesi daha çok örfe ve karı kocanın sosyal konumuna göre belirlenmektedir.[14]
Kadının kocası üzerine olan haklarının bir diğeri de adalettir.
Adalet:
Şayet kişinin birden fazla hanımı varsa aralarında adil olması hanımlarının haklarındandır. Bu adaletin gerekliliği gerek ayet gerek hadisi şeriflerle sabit olmuştur. Nisa suresinin 3. ayeti kerimesinin bir kısmında Mevla taala hazretleri şu şekilde buyurmuştur: Beğendiğiniz (size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın. [15] Konumuzla alakalı olmadığı halde bilgilenme ve muarız olanlara cevap verebilme ve bizleri şüpheye düşürememeleri için çok evlilik konusunu eleştirenlere Diyanet Vakfının çıkarmış olduğu tefsirde verilen cevabı siz okuyucularımızla paylaşmayı uygun buldum. Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen ayetin, erkeklere birden fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri –daha ziyade gayr-i müslimlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslam’ın bu iznini diğer talimatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslam’a göre zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları kapatmak gerekir. Erkeğin güçlü ve yeterli, kadını ise zayıf ve isteksiz olması veya doğurgan olmaması halinde, savaş vb. sebeplerle erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir. Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, bir izindir; ikinci ve üçüncü... eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrıca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslam’ın bu izninin, zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol olduğu açıkça anlaşılacaktır.[16]
Hanımlarının arasında kocaya vacip olan; adalet nafaka, geceleme ve sohbet gibi malik olduğu yerlerdedir.[17] Kalbin meyli(sevgi) gibi malik olamadığı yerlerde ise adalet “teklif ma la yutak” dediğimiz takat olunmayan şeyi teklif olunacağından şart değildir.[18] Nitekim Buhari ve Müslimin Hz. Aişe radiyallahu anha tarikiyle rivayet etmiş olduğu bir Hadisi Şerifte: Efendimiz sallallahü aleyhive sellem hanımları arasında taksim konusunda adil olduğu ve şöyle buyurduğu rivayet olunur: Ey Allahım malik olduğum taksim budur malik olmadığım la beni sorumlu tutma.
Çok evlilik konusunu fiili olarak yaşayan kişilerin bu konudaki adaletin en ince ayrıntılarına varıncaya kadar ilim sahibi hoca efendilerle görüşüp istişare etmelerini tavsiye ediyoruz ve pratikte pek karşımıza çıkmadığından bu adalet konusunu daha fazla uzatmadan kadının kocası üzerine olan haklarından, babasını ve diğer mahremlerini ziyaret hakkından bahis edeceğiz.
Babasını ve diğer mahremlerini kocasının izni olmadan ziyaret etmesi veya onların ziyarete gelmesi:
Nasip olursa kocanın hanımı üzerine olan haklarını yazarken kadının kocasının izni olmadan evden çıkamadığı gibi kocasının izni olmadan da eve birilerini alamayacağını inceleyeceğiz. Ancak akrabalık bağlarının kesilmemesi için koca izin vermese bile kadın babasının veya diğer mahremlerinin ziyaretine gidebilir. Lakin onların yanında gecelemesi kocasının izni olmadan caiz değildir. Hanefi fukahası kaç günde bir, babasının veya mahremlerinin ziyaretine gide bileceği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları babası için haftada bir derken diğer mahremleri için senede bir demişlerdir. Bazıları da ayda bir olarak ifade etmişlerdir. Ancak kabul olunan görüşün birinci görüş olduğunu kitaplarımızda görürüz.[19] Hocalarımızdan bazıları da bunun örfle alakalı olduğundan bahis etmişlerdir.
Kocası izin vermese bile kadının mahremleri kadının evine yukarıdaki ihtilaf doğrultusunda belli zamanlarda gelebilirler. Ancak İmamı Ebi Yusuftan gelen bir rivayete göre kadının mahremlerinin kadının yanına gelmelerinde meşakkat yoksa kadının kocasının izni olmadan onların yanına gitmesi caiz değildir.[20] Bu meselelerin değerlendirilmesinde anne babanın veya diğer mahremlerin seferi mesafede olup, olmalarını da göz ardı etmemek gerekir. Zira kadın kocasının izni olmadan da belli zamanlarda bunların yanına gide bilmesi bunların seferi mesafede olmamalarına ve yolda da emniyetin olmasına bağlıdır. Şayet anne baba veya diğer mahremler seferi mesafede olurlarsa kadın kocası olmadan veya mahremsiz onların ziyaretine gitmesi caiz değildir.
Kadının kendi malının tasarrufuna malik olması da kadının haklarındandır.
Kadının kendi malındaki hür tasarrufu:
İslamiyet insanlığa özel mülk edinme hakkı vermiştir. Ve bu mülk edinilen mallar kişinin şahsi iradesi olmadan bir başkasının mülkiyetine girmez.[21] Dolayısıyla evlilik kişilerin şahsi mallarında ortak olmalılığı gerektirmez. Evli olan erkek hanımının malına malik olamadığı gibi kadında kocasının malına malik değildir. Bahusus kocasının evlilik esnasında elde ettiği mallara, boşanma sebebiyle kadın, İslam hukukuna göre hak sahibi değildir. Aynı bu derecede koca hanımının malından hanımının izni olmadan velev ki evin ihtiyacı için dahi kullanmaya ve tasarruf etmeye hakkı yoktur. Zira ev için gerekli olan masraflar yukarıda da ifade edildiği gibi kocaya aittir.
Nasip olursa önümüzdeki ayda da kocanın hanımı üzerine olan haklarını ve aralarındaki müşterek hakları beyan etmeye gayret edeceğiz. Selam ve Muhabbetlerimle.
Fatih KALENDER
|
![]() | Bugün | 392 |
![]() | Dün | 774 |
![]() | Bu Hafta | 4372 |
![]() | Bu Ay | 13542 |